EPY Blog

Yabancı Proje Müellifleri İle Çalışma

Bu yazı proje koordinatörlerimizden Sn. Argun Yum’un yabancı proje müellifleri ile yaşadığı deneyimlerden derlenmiştir.

YABANCI PROJE MÜELLİFLERİ İLE ÇALIŞMA                                                           

İnşaat sektörümüzün yaklaşık olarak son 35-40 yılda yurt içinde ve yurt dışında birçok kriter açısından çok aktif ve etkin roller üstlendiği, uluslararası değerlendirmelerde proje sayısı ve ihale bedeli açısından birçok firmamızın listelerin üst seviyelerinde yer aldıkları görülmektedir.

Bu alanda ülke içinde birçok inşaat projesinde yabancı ülkeler tasarımcılarından hizmet alındığı, yurt dışı projelerde de gidilen ülkeler işverenlerince hazırlatılan projeler nedeniyle yabancı ülke tasarımcılarıyla çalışılmak gerektiği de bilinmektedir. Bu projelerde genellikle yabancı tasarımcılar konsept ve avan proje aşamalarında projeyi geliştirmekte ve sonrasında ise bir yerel mimarlık ofisi tarafından projeler geliştirilerek uygulama projesi haline gelmektedir. Keza bu diğer disiplinlerde de benzer olabilmektedir. Ayrıca birçok durumda da Türkiye’de yerleşik tasarım ofislerinin yabancı ülkelerdeki işverenlerine tasarım hizmeti vermekte oldukları da bir gerçektir.

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yabancı mimarlar Türkiye’de birçok proje yapmış olmasına rağmen, yabancı orijinli mimarlık ofisleri ile çalışılması, gerek yurtiçi projelerde gerekse de Türk firmalarının yurtdışında yaptığı projelerde 1990’lı yılların başlarında artmıştır. Bu projelere örnek olarak Eczacıbaşı grubunun Levent’teki ilaç fabrikası arsası için davetli mimari fikir projesi yarışması sonucu seçilen Amerika Birleşik Devletlerinden mimar Kevin Roche ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfının Ayazağada inşa etmek istediği kültür merkezi projesi için yine davetli mimari fikir projesi çalışması sonucu seçilen İngiltere’den ARUP Associates verilebilir.

Benim de meslek hayatım boyunca yabancı proje müellifleri çalışma deneyimi yaşama fırsatım oldu. Bu deneyimlerin bazılarının bugün de geçerli olabilecek bazı özelliklerini burada paylaşmaya çalışacağım.

Eczacıbaşı Levent Projesi

Bu proje 90’lı yılların başında ABD’li mimarlık ofisi Kevin Roche (KRJDA) tarafından geliştirilen fakat uygulanmayan bir projeydi.  İrlanda asıllı mimar Kevin Roche meslek yaşantısının başlangıcında ABD de faaliyet gösteren baba-oğul Saarinen mimari ofisinde çalışırken, Saarinen’lerin artarda vefatından sonra arkadaşları ile ofisi devralmış ve KRJDA adıyla önemi projelere imza atmıştır. Projede strüktür için TTG, elektik ve mekanik disiplinleri için ise BBJ firmaları ile çalışıldı.

Levent’teki Eczacıbaşı projesinde kesin proje aşamasının tamamlanmasına kadar K.Roche tarafından sürdürülen tasarım çalışmaları işveren kararıyla durduruldu ve daha sonra aynı arsaya bir başka proje uygulandı.

K.Roche ile sürdürülen çalışmalarda pek çok konu ve bu arada da Amerikan Standartları öğrenilmiş oldu. Uygulama projelerinin Türkiye’de yapılması için yerel tasarımcılar ile görüşülerek mimari, statik, elektrik ve mekanik grupları ile anlaşmalar yapıldı ve bu ekiplerin avan proje aşamasıdan başlayarak çalışmalarda yer almaları ve yabancı proje ofisi ile koordineli çalışmaları sağlandı.

Strüktür projesini hazırlayan TTG firması o yıllarda geliştirilmeye çalışılan bilgisayar modellemesini kullanarak projenin dinamik analizini yaptı ve bu da Türkiye’de olmayan bir çalışma idi.

Projede yüksek binaların strüktürel tasarımı ile ilişkin de pek çok yeni bilgi edinilmişti. Hatta bir New York ziyaretimizde mimar ile 11 Eylül saldırısında yıkılacak olan Dünya Ticaret Merkezinin 104’üncü katındaki lokantada buluşulduğunda “Hafif bir baş dönmesi hissediyor musunuz?” sorusuna muhatap olunduğunda yüksek yapıların bir salınımı olduğu ve bu konuda New York ve Chicago’nun farklı yönetmelikleri olduğunu öğrenmiş olduk. İstanbulda hangi yönetmeliğin geçerli olduğu sorusuna ise bizim tarafın “siz Amerika’daki yönetmeliklerden en uygun olanını esas alabilirsiniz” mealinde bir cevap verildiğini anımsıyorum.

Bu projede Kevin Roche gibi bir ofisle çalışmak projedeki tüm tarafların ufkunu genişletmiş ve birçok farklı konuda tecrübe edinmesini sağlamıştır.

İKSV Ayazağa Kültür ve Kongre Merkezi

Aynı dönemde yürütülen bir başka proje olan İKSV Ayazağa Kültür ve Kongre Merkezi projesini yarışma ile kazanan İngiliz Arup firması, o yıllarda da iyi bilinen uluslararası bir proje ve mühendislik hizmetleri grubu olarak projemizi hazırlamaya koyulmuştu. Dönem için oldukça büyük ölçekli ve nitelikli bir proje idi ve konser salonu ile öne çıkmaktaydı. Proje müellifi ARUP ekibinin en önem verdiği özelikler arasında akustik özelliklerin önde geldiği not edilmelidir. ARUP bünyesindeki akustik ekibi projenin maketi üzerinde ses dalgalarını temsil eden iplerle etüdünü ilerletmeye çalışırken, akustik grubunun deneyimli  yöneticisi kalitenin tescil edilmesi için ilk konserin tamamlanması gerektiğini de hatırlatmadan geçmiyordu. Tesisin “doğal ses” özellikli 3000 kişilik konser salonu dünyadaki benzerlerinin, özellikle Berlin Senfoninin Sharoun tarafından tasarlanmış salonunun deneyiminden yararlanmaya özen gösteriyordu.

Projenin müteahhit seçimi aşamasında ARUP işverene, müteahhit adaylarına büyük salonun çelik çatısının inşaat  metodunu sorulmasını önemle hatırlattı. Gerçekten de çelik çatıyı iskele kurmadan inşa edeceğini söyleyen müteahhit projenin ihalesini kazandı. Bu çözümde çatı faaliyeti devam ederken salonun içinde çalışmak mümkün olabildi.

Kaba inşaatın yarıdan fazlası tamamlanmış iken kaynak yetersizliğinden proje bitirilemedi. Sonraki yıllarda önemli bölümleri-bu arada ana salonu- yıkılarak proje kültür merkezi, AVM ve ofisten oluşan farklı bir konsepte dönüştürülerek 2010’lu yılların ortalarına yakın tamamlandı.

Doha İslam Eserleri Müzesi

2000’lerin başlarında Katar’ın başkenti Doha’daki İslam Eserleri Müzesinde, ünlü mimar I.M.Pei’nin projesini inşa eden müteahhidin ekibinde görev yöneticilik yapma fırsatını buldum. Katar uzun süre mütevazi bir görünümde iken son yıllarda bulunan zengin doğalgaz kaynaklarının sağladığı gelirler ile 1990’dan sonra büyük yatırımlara başlanmıştır. Katar Emiri de bu projeyi tasarlaması için Louvre’nin cam piramidini de tasarlayarak ününü perçinleyen mimar I.M.Pei ile anlaşmıştı. Projenin işvereni Katar devleti adına Qatar Petroleum (QP), proje yöneticisi de ABD den Turner İntl idi. Mimar ve diğer disiplinlerdeki proje müellifi ekipler sahada tam zamanlı elemanlarla temsil ediliyordu. Türk müteahhit firma proje müellifinin ve işverenin beklediği imalat resimleri, malzeme onayları, örnek uygulamalar (mock up), yöntem raporları gibi kavramların titizlikle uygulandığı bir ortamda çalışmak durumundaydı. Müteahhit deneyiminin yeterli olmadığı alanlarda etkin bir şekilde organize olmak, deneyimli kadroları oluşturmak, Primavera iş programını kullanmak, doküman yönetimini yeni tanıştığı Prolog programı üzerinden yürütmek gibi ciddi sorunlarla başetmeye çalışıyordu. Haftalık inşaat ilerleme toplantılarına tasarımcıların temsilcileri de katılıyorlardı. Eksiklik ve aksaklıklar kesin ifadelerle dile getiriliyordu. İş programı ve kalitede karşılaşılan sorunlar ve gecikmeler proje yönetim firması aracılığıyla dile getiriyorlardı.

Projenin kaplamalarında kullanılacak doğal taşların incelenmesi ve kabul edilebilirlik koşullarını tanımlamak için tasarımcı ve işveren ile birlikte Fransa ve İtalyada  taş işleme fabrikalarına gidildi; yeterli sayıda ve büyüklükte numuneler incelendi. Taşlar renk, desen, geometri kriterleri açısından değerlendirildi, imzalandı ve raporlandı. Bay Pei ise gülerek Fransa’daki taşları birçok projesinde kullandığını, bu nedenle mermer firmasına ortak olduğunun söylendiğinden bahsediyordu. Taşların üretildiği fabrikalarda şartname gereği daimi bir kalite denetleme elemanının bulundurulması kalite risklerini bertaraf etmek için yararlı oluyordu. Birçok özelliklerinin yanısıra deniz üzerinde oluşturulan bir suni ada üzerine kurulu olan İslam Eserleri Müzesi inşaatında en riskli ve iddialı konulardan birisi renkli beton uygulamaları idi. Renkli betonların Fransadan temin edilen taşların renginde dökülmesi için gerekli katkı maddesi(admixture) zor bulunan ve güçlükle temin edilebilen bir malzeme idi. Bir aşamada eksik kalan 20 ton civarında katkı malzemesi ABD’nin batı sından özel uçak ile getirilmek zorunda kalındı. Beton şartnamesinde 90 cm kalınlığındaki döşeme kalıplarının dökümden 5 gün sonra alınması gerektiği tanımlanmıştı. 7 metre yüksekliğindeki katlarda böylesine bir erken söküm sonrası kullanılması gereken takviyelerin beton yüzeyinde herhangi bir iz bırakmaması şartnamede titizlikle tanımlanmıştı. Döşeme altlarında renkli beton ile oluşturulan 1600 adet kubbeciğin tamir edilmesi hiçbir şekilde kabul edilmeyecekti. Oysaki ilk dökülen döşemede ciddi renk sorunuyla karşılaşılınca Bay Pei “ne olacak canım, boyardınız” diyerek kalabalık ekibin soğuk terler dökmesine yol açabiliyordu. Bu döşemenin kalıp detaylarında karşılaşılan sorunlar, aydınlatma armatürleri, imalat meseleleri defalarca tekrarlanan ve Pei ofisinin deneyimli mimarları tarafından her seferinde incelenen örneklerrle (mock-up) test edildikten sonra imalata izin verildi. Sonuçlar ise o sıralarda 80’li yaşlarında olan I.M.Pei’yi mutlu etmiş olmalı ki binanın açılış ziyaretinde “adeta prefabrik kalitesinde oldu” diyerek takdirlerini sundu ve bina 2007 yılı American Beton Enstitüsünün ABD dışındaki en iyi uygulama Corbetta ödülü ile taltif edildi.

İkinci bir konu binada önemli bir kalemler grubu olan paslanmaz işlerinde yaşanan sorunlardı. En uygun teklifi vermiş görünen Mısır firmasının I.M.Pei ofisinin onayı ile işi almağa çalıştığı izlenimi alınınca tasarımcının da bilgisi ve desteğiyle  son derece yetersiz referansları olan bu üretici firma hakkında  detaylı araştırma yapıldı ve sonuçta bu kritik iş grubu, paslanmaz işleri paketi konusunda Avrupa’da iyi tanınan bir Alman firmasına ihale edildi. İşin devamında ise Alman firmasının beklenmedik bir şekilde da iflas etmesi ve işleri bırakmak zorunda kalması, 20 den fazla alt taşaron ve temincilerle tek tek sözleşmeler yapılmasını ve genel koordinasyon sorumluluğunun üstlenilmesi ile işlerin tamamlanmasını mümkün kaldı. Paslanmazlarla ilgili bir diğer konu da deniz üzerindeki binada kullanılan bazı paslanmazların zaman içinde yer yer çay lekesi görünümünde paslanmalarla karşılaşılması oldu. Bütün bu sorunlar proje müellifinin ve tabii öncelikle mimarın yakın ilgisi ve desteği ile ve zorlukla çözümlenebildi. İnşaat sırasında proje müelliflerine olan yaklaşımlarda mutlaka bilgiye dayalı, çalışkan ve dürüst oluması durumunda olumlu sonuçlara ulaşılabileceği bu proje ile tecrübe edilmiştir.

Katar Ulusal Kongre Merkezi

İşveren Katar Vakfının Japon Mimar Arata İsozaki tarafından hazırlanan fikir projesinin “Design and Build” yöntemiyle ihale edilmesi sonucunda toplam 66 ay süreyle bu projede proje yöneticisi olarak görev yaptım. İhaleye hazırlanırken  ilk önemli sorun tasarım ekiplerinden teklifler almak oldu. İhalenin kazanılmasının ardından ise alınan teklifler arasından etkin bir tasarım ekibini oluşturma görevi ile karşılaşıldı. İsozaki’nin fikir projesi işveren tarafında bir İngiliz firmasına tasarım işlerinin tamamlatılması amacıyla ihale edilmiş ancak çalışmaların yeterince hızla ilerlemediği düşünülerek İngiliz ekibin çalışması avan proje aşamasında durdurulmuştu. Sonuçta müteahhit, en uygun olarak değerlendirilen ABD’de yerleşik YAMASAKİ mimari ofisi ile anlaştı. Yamasaki firması 11 Eylül saldırılarında yıkılmış olan Dünya Ticaret Merkezi(DTM) binasının mimari müellifliği yapmıştı. Ancak, geriye bakarak yeniden düşününce,Yamasaki’nin ölümünden sonra aradan geçen sürede firmanın hangi projeleri  yaptığı,firma kadrolarının son durumunun ne olduğu konusunun yeterince titizlikle irdelenmediği düşünülebilir.  Bu eksiklik, ihale döneminin yoğun ve karışık atmosferi içinde muhtemel manipülasyonlara da müsait koşullar yaratıyordu. O dönemde hazırlanmakta olan teklifin ticari boyutunu etkilemek ve seçilecek proje müellifleri ile kurulabilecek ilişkilerle çeşitli yollardan müteahhiti etkileme gayretleri mümkün olabilir. Sonuçta Yamasaki proje mimarı olarak seçildi ve tasarım çalışması başlatıldı. Strüktür için yine daha önce işbirliği yapılmış olan TTG firması belirlendi, elektrik ve mekanik tasarım işleri New York’ta tanınan bir firmaya emanet edildi. Tiyatro mühendisliği ve akustik disiplinleri için de yine New York’ta yerleşik, tanınmış firmalar ekibe dahil edildi. Ancak şu hususu da kaydetmeden geçmemek gerekli. TTG firmasını tanıyorduk ancak bu projede görev yapması arzu edilen ekip başının göreve atanması mümkün olamadı. TTG’nin görevlendirdiği bir başkan yardımcısı ve deneyimli bir mühendis seviyesinde iki deneyimli mühendis, projenin ilerleyen safhalarında yetersiz bulunarak şirketleriyle ilişkileri kesilmek zorunda kalındı. Bu örnek proje firması ne kadar tanınmış ve deneyimli olursa olsun, proje emanet edilen ekipten tek bir kişinin dahi projelerde ne kadar önemli olduğunun kanıtıdır.

Projenin devamında TTG’dekine benzer sorunlar elektrik ve mekanik tasarımcısı firma ile de yaşandı: Elektrik projelerinin, işverenleri olan müteahhit firmaya bilgi verilmeden Hindistan’daki bir proje grubuna alt yüklenici olarak verildiği ortaya çıktı. Şirketin New York merkezindeki bazı yönetici mühendislerin de işin temposuna ve özelliklerine uyum sağlayamadıkları anlaşılınca firmanın projedeki görevi Yamasaki tarafından sonlandırıldı. Benzer bir gelişme de Akustik danışmanı firma ile gerçekleşti ve onların da görevine son verildi.

Proje müellifleri ile projenin yer aldığı ülke arasında 7-8 saat fark olması, çalışılan ülkede hafta sonu cuma günü iken proje müelliflerin ülkesinde Cumartesi ve Pazar hafta sonu tatili yapılması, sonuçta ortak çalışma haftada 3,5 - 4 günü indirgenmiş oluyordu. Ayrıca çalışılan ekiplerin çok bilindik firmalar olmasına rağmen proje için ayırdıkları kişileri yetersizlikleri de eklenince projede ciddi anlamda sıkıntılar olmaya başladı. Bu nedenle projenin ileri safhalarında başta mimar olmak üzere proje müelliflerinden ekiplerin şantiyeye yerleşerek işin gerektirdiği tempoyu desteklemeleri bir zorunluluk haline geldi.

Tasarıma başlarken karşılaşılan bir sorun avan proje İngiliz standartlarına göre yapılmış iken uygulama projelerinin ABD standartlarına göre hazırlanması sonucu ortaya çıkan şartname uyumsuzluk konusu oldu. Aynı dili kanuşan teknik heyetler  arasında bu ölçüde çıkması beklenmeyen bu sorunlar işin ilerlemesini olumsuz olarak etkileyen özellikler taşıyordu. Tasarımın bir aşaması olan ve kısaca DD olarak adlandırılan çalışmalar bir ülkede Design Development olarak adlandırılırken, İngilizce konuşulan bir başka ülkede ise Detail Design olarak adlandırılıyordu ve bu başlıklar altındaki kapsamlarda da farklar mevcuttu.

Yukarıda sayılan tüm bu konular projede ciddi koordinasyon sorunlarına, projenin zamanında ve bütçesinde bitmemesine sebep oldu.

Yukarıda özetlenen tecrübelere ilaveten yabancı ülke orijinli proje müellifleri ile çalışmalarda gözetilmesi gereken hususları yeniden özetlersek:

  • Çalışılan ülke yasalarına göre yabancı proje müelliflerin kayıt ve tescil sorunlarını en baştan dikkate alınması gerekir.
  • Proje müellifi ülkesiyle projenin yer aldığı ülke arasındaki mesafeye ve saat farkına dikkat etmek gerekir. Tercihan proje müelliflerinin işin yapılacağı ülkede organize olmaları uygundur ve gerekir.
  • Farklı ülke çalışma ve yaşam kültürleri arasındaki farklar dikkate alınmalıdır. Bazı ülkelerde kullanılan bazı sözcüklerin bir başka ortamda kabul edilemez bulunabileceği dikkate alınmalıdır.
  • Farklı ülkelerin çalışma saatleri, çalışanların özlük hakları, tatiller ve bayramlar, Ramazan ayı özellikleri ve sıcak ülkelerde gün içinde çalışma saati kısıtlamaları dikkatle planlanmalıdır.
  • Sözleşme yapılırken ülkelerin hukuk ve vergi yükümlülükleri açık bir şekilde tanımlanmalıdır.
  • Design and Build projelerde yüklenicinin tasarım işlerini inşaatı yöneten proje müdürü ile değil ayrı bir tasarım yöneticisi ile yönetmesi tavsiye edilir.
  • İş sahiplerinin yabancı ülkeden proje müellifleri ile sözleşmelerinde toplantı düzeni, seyahat ve konaklama masrafları, tasarım ilerleme ve onay raporlaması, tasarımın ilerleme ölçüklemesi ve ödemeler düzeni konularında gereken detay seviyesinde bilgi bulunması önemlidir.
  • Proje müelliflerinden beklenenler ve iş kapsamı çok net tariflenmelidir.
  • Yabancı proje müelliflerinin uygulama projeleri için yerel bir mimari ofisle çalışması veya işin bölünerek İşveren tarafından uygulama projelerinin başka bir ofise verilmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
  • Yabancı proje müelliflerinin alt disiplinlerdeki proje müellifleri ve danışmanları ile yapacakları sözleşmelere dikkat edilmesi, ara/hakediş ödemelerinin dikkatle tanımlanmasının sağlanması tavsiye edilir.
  • Yabancı proje müelliflerinin teklif isteme aşamasında her disiplinde esas alınacak standartların ve geçerli kodların belirlenmiş olması gerekir

 

Argun Yum, Yüksek Mimar

Argun Yum PM Center Ocak 03, 2018 Bu yazı 109 kez okundu